google-site-verification=Ejwtz_XiDqzx2MTXv6iK-YeHaM9q1XfXEVmBPiSUeXA

KAÇAK ÇELENK, KAÇAK SİYASET

PROF.DR.DERVİŞ BOZTOSUN dboztosun@kayseri.edu.tr
ABONE OL

KAÇAK ÇELENK, KAÇAK SİYASET
Türkiye siyasetinin hayal gücünü küçümsememek lazım. Bu ülke yıllarca kaçak yapı gördü, kaçak elektrik gördü, kaçak su gördü. Şimdi ise siyaset sahnesine yeni bir kavram eklendi: Kaçak çelenk.
Evet, yanlış okumadınız. Cumhuriyet'in kurucusunun huzuruna bırakılan bir çelenk üzerinden yeni bir siyasi tartışma üretmeyi de başardık. Çünkü Türkiye'de artık hiçbir olay olduğu gibi kalamıyor; her şey mutlaka bir mağduriyet senaryosuna, bir propaganda malzemesine veya sosyal medya kampanyasına dönüştürülüyor.
Anıtkabir'de yaşanan son tartışma da tam olarak bunun örneği oldu. Devletin yıllardır uyguladığı protokol kuralları var. Çelengin şekli, yazısı, ölçüsü, düzeni belli. Kurallar kişiye göre değişmiyor. İktidara göre değişmiyor. Muhalefete göre de değişmiyor.
Ama bizim siyasetçilerimizin önemli bir bölümü için kurala uymak değil, kurala takılmak daha cazip.
Çünkü kurala uyulduğunda haber değeri oluşmuyor.
Kriz çıkarsa kamera geliyor.
Gerginlik yaşanırsa manşet geliyor.
Mağduriyet hikâyesi yazılırsa oy hesabı başlıyor.
Bugünün siyasetinde hizmetten daha değerli bir şey varsa, o da mağduriyet pazarlamasıdır.
Önce kurala uymazsınız.
Sonra müdahale gelir.
Ardından kameraların karşısına geçip "Bizi engelliyorlar" dersiniz.
Ve bir anda mesele çelenkten çıkar, siyasi şova dönüşür.
Aslında bu yöntem Türkiye için yeni değil.
Kaçak yapı yapan da yıllarca aynı savunmayı yaptı.

Kaçak elektrik kullanan da.
Kuralsızlığın her zaman romantik bir gerekçesi bulundu.
Şimdi aynı anlayışın siyasal versiyonunu izliyoruz.
Kurala uyulmuyor ama suçlu kural oluyor.
Usulsüzlük yapılıyor ama mağdur usulsüzlüğü yapan oluyor.
Siyaset sahnesinde mantık değil, algı kazanıyor.
İşin daha da ironik tarafı ise Atatürk üzerinden yürütülen sahiplenme yarışıdır.
Bir taraf Atatürk'ü kendi siyasi mülkü gibi görürken, diğer taraf aynı yarışa farklı sloganlarla katılıyor.
Herkes Atatürk'ü sevdiğini anlatıyor.
Ama nedense kimse onun en çok önem verdiği kavramlardan biri olan devlet ciddiyetini konuşmuyor.
Oysa Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in temelinde şahısların keyfi değil, kurumların kuralları vardır.
Gösteri değil disiplin vardır.
Hamasi nutuk değil sorumluluk vardır.
Bugün yaşanan tartışma da aslında tam burada düğümleniyor.
Sorun bir çelenk değil.
Sorun, kuralların ancak işimize geldiği kadar kabul edildiği bir siyasi kültürdür.
Sorun, her olayın birkaç dakikalık medya görünürlüğüne kurban edilmesidir.
Sorun, devlet ciddiyetinin bile reyting hesabıyla ölçülmeye başlanmasıdır.
Neticede yine herkes kendi kitlesine konuştu.
Sosyal medya yine köpürdü.
Siyaset yine gerildi.
Fakat Cumhuriyet'in kurucusunun manevi huzurunda olması gereken vakar, tartışmanın gürültüsü arasında kayboldu.

Galiba artık yeni bir döneme girdik.
Bu ülkede sadece kaçak yapılar değil, kaçak saygılar da üretiliyor.
Kaçak milliyetçilikler, kaçak vatanseverlikler ve kaçak hassasiyetler de piyasada oldukça rağbet görüyor.
Çünkü günümüz siyasetinin değişmeyen kuralı şu:
İlke ikinci plandadır.
Usul gereksiz ayrıntıdır.
Yeter ki kamera açık olsun.