DEVLETİN BORCU KİME?
“Devlet borçlandı” cümlesi kamuoyunda çoğu zaman tek başına endişe uyandırır. Oysa asıl önemli soru şudur: Devlet kime borçlanıyor? Çünkü borcun miktarı kadar, borcun sahibi de ekonomik dengeleri belirler.
2025’in son çeyreği itibarıyla Türkiye’de merkezi yönetim borç stoku 13 trilyon TL’yi aşmış durumda. Bunun çok büyük bir bölümü Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yoluyla finanse ediliyor. Yani devlet, ağırlıklı olarak kendi para birimiyle ve kendi piyasasından borçlanıyor. Bu başlı başına önemli bir ayrım.
EN BÜYÜK ALACAKLI: BANKALAR
DİBS stokunun yatırımcı dağılımına bakıldığında tablo net: Bankalar %50’nin üzerinde bir payla devletin en büyük alacaklısı. Yüksek faiz ortamı, düzenleyici çerçeve ve düşük risk ağırlığı, bankaları kamu kağıtlarına yöneltiyor.
Bu durum iki yönlü okunmalı. Bir yandan devlet için borcun çevrilebilirliğini artıran bir güven unsuru var. Diğer yandan bankacılık sisteminin kaynaklarının önemli bir kısmı kamuya bağlandığında, reel sektörün krediye erişimi zorlaşabiliyor. Yani kamu borcu arttıkça, özel sektör için finansman alanı daralabiliyor.
VATANDAŞ FARKINDA OLMADAN ALACAKLI
Emeklilik fonları, yatırım fonları ve sigorta şirketleri birlikte ele alındığında, yerli kurumsal yatırımcıların payı yaklaşık %20’ye ulaşıyor. Bu ne anlama geliyor?
Şu an milyonlarca vatandaş, bireysel emeklilik sistemi veya fonlar aracılığıyla dolaylı biçimde devlete borç vermiş durumda. Yani devletin borcu, büyük ölçüde yine kendi vatandaşının birikimlerine dayanıyor. Bu, dış borca kıyasla daha sürdürülebilir bir yapı olsa da, kamu mali disiplininin önemini daha da artırıyor.
YABANCI PAYI: KÜÇÜK AMA ETKİLİ
Yurt dışı yerleşiklerin DİBS içindeki payı yaklaşık %9 seviyesinde. Bu oran geçmiş yıllara göre hâlâ düşük sayılır. Ancak etkisi büyük. Yabancı yatırımcı, borcun sahibi olmaktan çok fiyatın belirleyicisi konumunda.
Faiz artışı, politika değişikliği ya da güven algısındaki küçük bir kırılma, yabancı yatırımcının yönünü hızla değiştirebiliyor. Bu da kurdan faize kadar birçok göstergede dalgalanma yaratıyor.
MERKEZ BANKASI VE KAMU İÇİNDE BORÇ
TCMB’nin DİBS portföyü sınırlı düzeyde tutuluyor. Bu, doğrudan parasal finansman yerine daha ortodoks bir çerçevenin tercih edildiğini gösteriyor. Ayrıca diğer kamu kurumları da hatırı sayılır ölçüde DİBS tutuyor. Yani devlet, bir ölçüde kendi kendine borçlanıyor.
ASIL MESELE BORÇ DEĞİL, BORCUN NİTELİĞİ
Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu sorun sadece “çok borç” değildir. Asıl mesele:
Borcun kimde toplandığı
Faiz yükünün kimin gelirine aktarıldığı
Kamu borcunun ekonomik büyümeyi mi, yoksa sadece faiz gelirini mi beslediğidir.
Devletin borcu büyük ölçüde yerli, bankalar ve kurumsal yatırımcılar üzerindeyse, bu borcun maliyeti de toplum içinde yeniden dağıtılıyor demektir. Yani konu sadece maliye politikası değil, aynı zamanda gelir dağılımı meselesidir.
SONUÇ
“Devletin borcu kime?” sorusu teknik bir finans sorusu gibi görünse de, özünde siyasal ve toplumsal bir sorudur. Bugün devletin borcu yabancıdan çok yerliye, bireyden çok kurumsala, halktan çok bankalara yönelmiştir.
BU TABLO SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?
Cevap, borcun nasıl kullanıldığına bağlıdır.
Eğer borç üretimi, yatırımı ve verimliliği artırıyorsa sorun değildir. Ama borç sadece borcu çevirmek için alınıyorsa, o zaman mesele borcun büyüklüğü değil, yönü olur.
Ve asıl soru şudur:
Devlet borçlanıyor, peki ekonomi kazanıyor mu?


FACEBOOK YORUMLAR